GİRESUN İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

Geleneksel El Sanatları

Modernleşmeyle birlikte şehir yaşamının teşvik edilmesi, teknolojik gelişmeler, moda ve bazı el sanatı ürünlerinin kullanım ömürlerini tamamlaması nedeniyle el sanatlarımız unutulmaya yüz tutmuştur. Önceleri gerek kırsal gerekse şehir hayatında temel geçim kaynağı olan el sanatlarının bir çoğu günümüzde, ekonomik değerini kaybetmiştir

DEMİRCİLİK

Geçmiş yıllarda demirciler tarla ve bahçe işlerinde ihtiyaç duyulan kazma, kürek, balta, çapa, tırpan, orak gibi aletleri üretirlerdi. 1950’li yıllara nal, zerze, kullap ve pencere demiri gibi yörede yaşayan insanların ihtiyaç duyduğu birçok malzeme demirciler tarafından imal edilirdi. Günümüzde el aletlerine eskisi kadar çok ihtiyaç duyulmamaktadır. Tarla ve bahçe işlerinde de elektrikli, motorlu el aletlerinin kullanımı yaygınlaşmaktadır. Eskisi gibi el aletlerine ihtiyaç duyulmamasından ötürü demircilerin bir kısmı kuzine soba yapımıyla ilgilenmekte diğer bazıları ise kapı, pencere ve balkonlarda ihtiyaç duyulan korkulukları yapmaktadırlar.

Giresun Bıçağı

Trabzon-Sürmene gibi Giresun ili de 19 ve 20. yüzyılda el yapımı bıçaklarıyla meşhur illerimizdendi. 2000’li yıllara gelindiğinde tek bir atölyede bıçak yapımına devam ediliyordu. Haluk Kemal Yücesan’ın mesleğe başlaması da tam bu döneme denk gelmiş. 1999 yılına kadar İstanbul’da devam ettiği hayatını 17 Ağustos depreminden sonra memleketi Giresun’a taşıma kararı alan Yücesan, burada tanıştığı bıçak ustası Çavuş Ömer’den (Ömer Saraçoğlu) mesleği öğrenir. Kısa sürede bıçak yapımını öğrenen Yücesan atölyeyi devralır ve bu sayede Giresun bıçaklarını kaybolmaktan kurtarır.

Giresun bıçaklarının dayanıklılığı ve keskinliği en büyük özelliğidir. Giresun bıçakları isteğe bağlı olarak üretilir. Yörede ‘pancar bıçağı’ olarak geçen lahana bıçağı sebze doğramak için çok idealdir. Sapı şimşir ağacından yapılır. Ayırt edici özelliği ağzının boydan boya keskin olmasıdır. Ustura kadar keskin olan pancar bıçağının keskinlik süresi de uzundur, ağzı da körelmeden 20-30 yıl dayanır.

Yılan deliği çubuk bıçağı, Kanun bıçağı gibi kullanım amaçlarına göre çeşitli bıçaklar üretilmekte ve bu bıçaklar özel isimleriyle anılmaktadır.

Yılan deliği çubuk bıçağı: İnce ve uzun olduğu için bu ad ile anılan bir bıçaktır.

Kanun bıçağı: Bir dönem sivri uçlu bıçaklar yasaklandığı için, insanlar bıçaklarının uçlarını yuvarlak hale getirtmişler. Kanuna uydurularak uçları yuvarlak hale getirilen bıçaklara bu nedenle kanun bıçağı deniyor.

Çubuk bıçağı: Fındık sepeti yapımında kullanılan bir bıçak türüdür.

BAKIRCILIK

Gümüşhane gibi yakın çevresinde zengin maden yatakları bulunan Giresun ili, hammadde temininde sıkıntı yaşamadığı için bakırcılık alanında gelişme göstermiş, bakırcılık uzun yıllar boyunca bu bölgede çok sayıda ustanın elinde hayat bulmuştur.

Ucuz ve kolay bulunan plastik kaplar ve fabrika üretimi mutfak gereçlerinin yaygınlaşması 1980’li yıllardan itibaren bakırcılığın ülke genelinde olduğu gibi Giresun’da da gerilemesine neden olmuştur

Bakırcılık Giresun’da ve ilçelerinde günümüzde rağbet görmeyen bir meslektir. 1990’lı yıllara kadar güğüm, tencere, kazan, tepsi, sini, tas, tabak, bakraç, maşrapa, süzgeç, kevgir gibi ev eşyalarının yapıldığı bakır atölyeleri her geçen gün azalmış ve sonunda çekiç seslerinin eksik olmadığı kazancılar yokuşunda bugün sadece kalaycılar kalmıştır.

AĞAÇ İŞLERİ

Giresun’da ağaç ve ahşap malzeme ile serenti gibi ev eklentileri, hartama denilen ince kalaslarla çatı örtüsü, külek, yayık, kaşık gibi mutfak aletleri, çeşitli ağaçlardan elde edilen parçalarla beşik ve saz aletleri yapılır.

Adı Rize’de nayla Trabzon’de serender, Giresun’da ise serenti olan dört direk üstüne kurulan, ağaçların kalın tahtalar biçimine getirilerek üst üste dizilmesi esasına dayanan evler, tahıl, meyve, sebze kurusu saklamak için kullanılırdı.

Ahşaptan yapılan ev ve mutfak eşyaları günümüzde çok tercih edilmeseler de geçmiş yıllarda her evin ihtiyacı olan bu eşyalar marangozluk mesleğini revaçta tutuyordu. Giresun ilinin Çanakçı ilçesi, asırlardan bu yana ahşaptan kap, kacak ve çanak yapan ustaların bulunduğu bir yerdir ve ilçe adını da buradan almıştır.

Sert ağaçlardan tahta kaşık, kepçe; çam ve çam türlerinden çeşitli boylarda kaplar; hayvanlar için yem ve süt kapları ve yine ahşaptan yayık yapılır. Süt yoğurt gibi sıvı maddeleri taşımak ve saklamak üzere kullanılan külek, genellikle ladin ağacından yapılır. Ahşaptan yapılan yer sofraları için de sert ağaçlar tercih edilirdi. Ağaç ne kadar sert olursa yapılan malzemenin kullanım ömrü de o kadar uzun olur. Oklava, merdane, sandalye, havan, hedik, tarak ve alet saplıkları ağaç işçiliğinin yakın geçmişe kadar üretimine devam edilen ürünleridir. Görele’de şimşir kaşık yapımı halen sürdürülmektedir.

Sonbaharda dökülen yapraklar ahırlarında hayvan barındıran aileler için çok değerlidir. Bu yaprakların toplanması için ahşap tırmık, taşınması için de fındık veya kestane çubuklarından örülmüş büyük boy sepetler kullanılırdı.

Bu saydığımız basit eşyalardan başka bebekler için beşikler, genç kızlar için çeyiz sandıkları marangozların çokça yaptıkları ürünlerdir. Görele’nin Şenyuva köyünde el yapımı beşiklerin imalatına devam edilmektedir. Beşik yapımında ahşap parçalar birbirlerine geçme usulüyle bağlanır, tutkal ve çivi kullanılmaz.

Saz teknesinin yapımında hemen her tür ağaç kullanılabilir. Buna karşın renk, görüntü ve de ses bakımından daha iyi olduğu için dut, ardıç, venge gibi ağaçlar daha çok tercih edilir.

SEPETÇİLİK

Giresun’da ‘harar’ ve ‘şelek’ diye de adlandırılan sepetlerin yapımında genellikle fındık ağacı kullanılır. Tüm doğu Karadeniz’de olduğu gibi Giresun’da da hemen bütün köylerde sepet örmeyi bilen kişiler mevcuttur. Her türlü yükü taşımak için çeşitli boylarda sepetler üretilir.

Fındık toplamak için örülen şelek denilen sepet, Giresun’da en çok üretilen ve kullanılan sepet türüdür. Şeleklere ip bağlanır ve bu ip yardımıyla şelek bele bağlanır. Bu sayede fındık toplanan bahçelerde rahat hareket edilir.

Fındık sepetleri büyüklüklerine göre adlandırılırlar: Elde taşınan en küçük sepetlere “yiğ sepeti” denir. Bunlarla fındık veya başka meyveler taşınır. “Kol sepetleri,” fındık toplanırken kola takılarak taşınan sepetlerdir. Kola takmak için örme sapları vardır. “Çöte” denilen sepetler, fındık toplarken bele bağlanırlar. “Bilekder sepeti,” denilenler ise, kol sepetlerinden büyüktürler. Toplanan fındıkları sırtta taşımak için kullanılırlar. Bu sepetlere “hey” de denir. Bu sepetlerin ağız kısımları yuvarlaktır. Alt kısımları dardır. İki veya üç ayaklı olurlar. “Tay sepetleri,” daha büyüktürler.

Şelekten daha büyük olan harar denen sepetler sırtta yük taşımak içindir. Harar denilen sepetler yaklaşık 30 kilo yük taşıyabilecek kadar dayanıklıdır.

Sepet yapımında genellikle fındık çubukları kullanılır. Sepet yapımında kullanılacak fındık çubukları ekim ayından sonra kesilir. Bu dönemde kesilen çubuklar daha dayanıklı olur. Mastı denilen fındık çubuklarından bıçak veya çakı yardımıyla örgü yapmaya uygun şeritler alınır. Bu şeritlerden istenen amaca uygun sepetler örülür.

Çöte, balık yakalamak maksadıyla kullanılan kafes biçimindeki sepetlere denir. Çöte genellikle fındık çubuklarıyla yapılır ancak sarmaşık dikeni ve başka malzemeyle de yapılabilir.

BEŞİKÇİLİK

Beşiklerin geleneksel kültürde yeri çok önemlidir. Evli çiftin çocuğu olduğunda genelde gelinin annesi beşiğini alır ve hediyeleriyle birlikte gelin kızının yaşadığı eve götürür. Bebeğin ilk karyolası olan beşikler deyimlerde, manilerde, türkülerde çeşitli inanışlarda yerini almış, yöre kültürünün önemli bir parçası olmuştur. Hanelerin geleceği olan bebekler için hazırlanan beşikler renkli, süslü ve güvenlidirler. Güvenli olması, beşiğin en önemi özelliğidir. Bebeğin güvenliği için beşik yapımında kullanılan ahşap malzemelerin tamamı kavisli ve yuvarlaktır. Parçaların kesici ve delici olmamasına dikkat edilir.

Günümüzde bebekler için hazırlanan modern karyolaların tercih edilmesi beşikleri unutulmaya mahkûm etmiştir. Beşik imal etmeye devam eden ustalar, geleneksel üretimin yanı sıra süs eşyası olarak kullanılabilecek ebatları küçük beşikler de yapmaktadırlar.

Beşik yapımında çeşitli türde ağaçlar kullanılır. İşlenmesi kolay ve dayanıklı ağaçlardan olan abanoz, ceviz, servi, kestane, kızılağaç ve kayın özellikle tercih edilir. Bir beşik 76’sı bilezik, halka olmak üzere toplam 136 parçadan oluşur. Beşiğin yan okları kızılağaçtan, kavisli parçalar olan üst eğmesi kestane ağacından, ayak kısımları kayın ağaçlarından yapılır. Beşik sallandığında ses çıkmasını sağlayan küçük halkalar da yine kızılağaçtan yapılır

 

DOKUMACILIK

Hazır giyim yaygınlaşmadan evvel, dokumacılık her ailenin uğraşları arasında yer alıyordu. Giresun’da da Cumhuriyet’in ilanından evvel hemen her evde dokuma tezgâhı vardı. Bölgede yetişen kenevirden elde edilen kendir ve ketenden yapılan dokumalardan giysi, şal, peşkir, dastar gibi eşyalar imal ediliyordu. Dokuma tezgâhları fazla olunca, bu tezgâhların yapımı ve onarımıyla ilgili kimselere de ihtiyaç oluyordu. Dokumacılığın yedeğinde çeşitli iş kolları varlığını sürdürüyordu.

En çok rastlanan dokuma işi iptir. Giresun’da kıyı kesimindeki hemen bütün köylerde yakın zamanlara kadar kadınlar ip dokurlardı. Geçmiş zamanlarda yük ve eşya taşımak için gerekli olan ipler daha sonraları süs eşyası olarak dokunmuştur.

Şebinkarahisar, Tamzara dokumalarıyla meşhurdu. Kamçılı denilen dokuma tezgâhlarında örtü, bez, fanila, çarşaf gibi pek çok malzeme dokunuyordu. Tamzara dokumaları günümüzde pazara yönelik üretime yöneldiği için geleneksel biçimini büyük ölçüde yitirmiştir.

Alucra yöresinde Palaz kilim dokumacılığı yakın geçmişe kadar görülüyordu, günümüzde yaygın olmasa da cecim ve kilim dokumacılığına devam edilmektedir.

Yörede dastar denilen kilimler Giresun’un hemen bütün ilçelerinde yakın zamanlara kadar dokunuyordu. Günümüzde Eynesil ilçesinde dastar dokunmaya devam edilmektedir. Dastarlar çizgili, düz, yatık, yol yol kare desenli çeşitleri vardır. Dastarlarda kırmızı renginin değişik tonları yanında siyah renk de kullanılır. Kilimlerin farklı bir canlılık ve görünüm kazanması bu şekilde renklendirmelerle olur.

Geleneksel kilimlerin en eskisi olarak bilinen doğu Anadolu bölgesinde de yer yer var olan Cecim dokumacılığı Alucra’nın Karadikmen, Akçiçek, Yenice, Usluca, Boyluca ve İngölü köylerinde yaygın olarak vardır. Cecim denilen bu kilimlerde daha çok düz çizgili ve “Tahtalı” dene desenleri hakimdir. Eskiden ev içini bölmede kullanılan bu kilimlerin diğer kilimlerden farkı kıldan yapılmış olmalalarıdır.

Karadeniz yöresinde ünlü olan azık, heybe ve boncuklu Damat torbaları da Alucra’nn Boyluca ve Usluca köylerinde dokunur. Büyüklüğü el çantası kadar olan bu torbalar yünden dokunur ve dokuma dikey olarak yapılır. Çevresine iki sıra düğme dikilen torbanın yatay olarak da, ikişer sıra dikey olarak da ortasından bir sıra düğme ile torbanın yüzeyi bölümlenir. Bölümlerin arasına dikilen püsküller ile torba yüzeyinin büyük bir kısmı kaplanır. Yeşil kırmızı yünden yapılan püsküllerin aralarına mavi boncuk dikilir. Uçlarına da çeşitli renklerde oya boncukları takılır. Torbanın dış bölümüne bir sıra askılıkla birleştiği yerlere de birer tane püskül dikilir. Çeşitli desenlerle bezenen askılık da yünden dokunur

Yün Örgüsü

Yün ipliklerden çorap ve atkı örülür. İlin iç kesimlerinde, küçükbaş hayvancılığın yapıldığı yerleşimlerde hayvanların yünü eğrilerek ip haline getirilmekte ve bu yün ipliklerden çorap örülmektedir.

Kıl Örgüsü

Küçükbaş hayvan sayısının nispeten fazla olduğu Giresun’un iç kesimlerinde keçi kılından çul, çekmen, tozluk ve çorap dokunuyordu. Kıl örgüsünden yapılan giysiler günümüzde eskisi kadar rağbet görmemektedir.

İplik oyası

Çok yaygın olmayan el işlerinden olan iplik oyasıyla, Tirebolu’da yaşayan kadınlar başörtülerinin kenarlarını süslerlerdi. İplik oyası, temel tekniklerinden olan zürafa ve piko ile gerçekleştirilir. Zürafa ipliğinin rengi diğer renklerle uyumlu olacak şekilde seçilir

 

DERİ İŞÇİLİĞİ

Hayvancılığın gelişmiş olduğu bölgelerde deri işçiliği ve buna bağlı olarak deri malzemeden yapılmış olan eşyaların  üretimi  de  gelişmektedir.  Giresun  ilinin iç  kesimlerinde  1950’li  yıllara  kadar  deri  işçiliği iyi      seviyedeydi. Kundura ve çapula yapımında Şebinkarahisarlı üreticilerin  namı  bölgeye  yayılmış ve Şebinkarahisar’da üretilen ayakkabılar çevre illere ihraç edilir duruma gelmişti. Günümüzde durum böyle değildir. Göçlere bağlı olarak gerek bölgenin nüfus kaybetmesi gerekse hammadde teminini mümkün kılan hayvancılığın gerilemekte oluşu kundura imalatını da olumsuz etkilemiştir.