GİRESUN İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

İnanç Yapısı

Halk İnanış ve Uygulamaları

Doğu Karadeniz’in kıyı kesimleri tarih öncesi asırlardan beri insan yerleşimlerine açık bir bögedir. Bölgede yaşamış olan yerli halkların bazıları Yunan mitolojisine konu olmuştur. Bu bölge Roma İmparatorluğunun egemenliğine girdikten sonra Hıristiyanlık yüzyıllar boyunca bögede yayılma imkânı bulmuştur. Giresun il merkezinde yer alan camiler, kiliseler vb. yapılar merkezdeki farklı din ve mezhepler hakkında bilgi verir niteliktedir.

Salnamelerde verilen bilgiye göre 3. yüzyıla kadar bölge halkı putperesttir. Hz. İsa’nın havarilerinden Andreas bölgeye gelerek Hıristiyanlığı ilk dönemlerden itibaren yaymaya çalışmıştır (Trabzon Vilayeti Salnamesi, 1903: 133 vd). Yörede Hıristiyanlığı ilk kabul eden Rumlar olmuştur. Trabzon ve civarının fethiyle birlikte bölgedeki Türk ve Müslüman nüfus hızla artarak en büyük dini grubu oluşturmuştur. Müslüman ahali Sünni ve Hanefi mezhebindendir. Hıristiyanlar ise Rum Ortodoks, Ermenilerin büyük çoğunluğu Gregoryen, bir kısım Ermeni de Katolik ve Protestan mezheplerine mensuptur. Bölgede Yahudi yoktur (Kılıç ve Topal, 2011: 71). Bölgenin Türkleşmesi Hacı Emiroğulları Beyliği (Bayramoğulları olarak da bilinirler) döneminde başlamış ve bu süreç dervişler, erenler, camiler, medrese ve zaviyeler ile devam etmiştir.

Doğu Karadeniz’de insan yerleşimleri akarsuların denize döküldüğü düzlüklerde yoğunlaşır. Eski Türklerde nehir kaynakları, nehirlerin birleştiği ve denize döküldüğü yerler kutsal yerlerdir (Korkmaz, 2005). Giresun’da akarsular çevresinde çeşitli su kutsalları varlığını sürdürmektedir. Eski Türk kültürüne ait çeşitli unsurlar Giresun ve çevresinde görülmektedir. Karagöl ve Aksu nehrinin ağzında yapılan geleneksel uygulamalar buna örnektir.

Aksu Deresi ağzında yapılan şenlik, Rumî 7 Mayıs’ta kutlandığı için halk arasında Mayıs Yedisi adıyla anılır. Bu gün aynı zamanda Hızır ve İlyas Aleyhisselamın bir araya geldiği gün olan Hıdırellez günüdür. Aksu şenliğinin ayrılmaz parçaları arasında suya girmek, dereye taş atmak ve sandallarla nehrin ağzından yola çıkıp Giresun Adasının etrafında tur atmak gibi uygulamalar yer alır. Bu uygulamalar sayesinde hastalıklardan, talihsizliklerden ve kötülüklerden arınılır, tutulan dilekler kabul olur.

Dereye Taş Atma: Bütün dertlerden kurtulmak, kötülük ve günahlardan arınmak için insanlar “Derdim, belam denize” diyerek yedi çift ve bir tek taşı suya atar. Yedi rakamı kutsal kabul edilir ve tek taş dileğin tam gerçekleşmesi için suya en son atılır.

Sacayaktan Geçme: Çocuğu olmayanlar çocuğu olsun diye dilekte bulunup üç kez art arda sacayaktan geçer. Üç rakamı kutsal, sacayak da anne rahminin sembolü kabul edilir.

Ada’nın Etrafını Dolaşma: Sacayaktan geçme töreninin ardından Hamza Taşının önünden başlayıp Hamza Taşının önünde bitmek üzere Giresun Adasının etrafı tümüyle dolaşılır.

Hıdırellez günü yörede önemli tutulmakla birlikte Aksu şenlikleri dışındaki Hıdırellez kutlamalarına katılım, eskisi kadar yoğun değildir. Giresun’un Dereli ilçesindeki bazı köyler Hıdırellez gününde Zıhran köyünün yukarısındaki “Kuzgun” adı verilen tepede toplanır. Tepeye vardıklarında yanlarında getirdikleri yiyeceklerle sofralar hazırlarlar. Çalınan oyun havaları eşliğinde oyunlar oynanır. Tepenin biraz yukarısında ocak yeri kabul edilen yeri ziyaret edip dua eder, dilek tutarlar. Günün sonunda evlerine dönenler, değirmende öğüttükleri mısır unun doldurdukları bir kâseyi yataklarının baş ucuna koyarlar. İnanışa göre Hıdırellez gelirse kâsedeki unun üzerinde iz çıkar. Sabah olduğunda kâse üzerinde iz görenler, o yılın kendilerine bereket getireceğine inanırlar.

Giresun ilinde Alevi inancına sahip yerleşimler mevcuttur. Çepni folkloru üzerine yakın geçmişte araştırma yapmış olan Abanoz Küçük’ün tespitine göre Giresun ilinde bir tanesi Dereli ilçesinde, diğer dördü Şebinkarahisar ilçesinde olmak üzere toplam beş tane Alevi inancına sahip Çepni yerleşimi vardır (Küçük, 2011: 231). 13. Yüzyılda Hacı Bektaş Veli’nin görevlendirmesiyle irşad bölgesi olan Kürtün’e gelmiş olan Güvenç Abdal, bölgenin Türkleşmesinde takip edilen, yolundan gidilen erenlerden biridir. Karadeniz bölgesinde başta Harşit vadisi olmak üzere; Trabzon, Gümüşhane, Giresun, Tokat, Ordu, Samsun illerine bağlı pekçok köyde Güvenç Abdal Ocağı’na bağlı Alevi-Bektaşi nüfus yaşamaktadır.

Güvenç Abdal ömrünün sonuna doğru Pîr’inin yanına dönmek ister ve yola çıkar. Güvende yaylasından geçerken yoğun bir sis (duman) çöker. Sis kalktığında yârenleri bakarlar ki Güvenç Abdal yoktur. Güvenç Abdal’ı kaybetmenin hüznü ile yarenleri onu yâd edebilmek için bu ayrılık noktasına onun sembolik bir yatırını yaparlar ve her yıl aynı tarihte gelerek Pir’lerini anarlar (Ünlü, 2016: 25).

Çeşitli İnanışlar

Biri hıçkırmaya başlayınca, bir başkasının onu andığına inanılır, “iyiliğimi andılarsa artsın, kötülüğümü andılarsa batsın” denilir. 

Çömelerek yemek yiyenin yediklerini altından şeytan çektiği için karnının doymayacağına inanılır. 

Gece aynaya bakanın sevdiğini alamayacağına inanılır.

Gece tırnak kesenin ömrünün kısa olacağına inanılır. 

İki kişinin ortasından geçenin (kadın ise kocasına, erkek ise karısına) sözü geçmeyeceğine inanılır. 

Gözü uzaklara dalan kişinin evine misafir geleceğine inanılır. Ayağının altı kaşınan kişinin uzak yere seyahat edeceğine inanılır.

Başı açık yemek yiyenin kadınsa kocası, erkekse karısı deli olurmuş.

Torununun torununu görenlerin cennete gideceğine inanılır. 

Yemeğini tuzlu yapan kadın, kocasını çok sevdiğine tuzsuz yapanın da az sevdiğine inanılır. 

Eve gelen kişinin ardından kırılan ya da çatlayan eşyanın nazar yüzünden kırıldığına ve kırılmasının iyi olduğuna, evdeki nazarın gittiğine inanılır.

Geyik öldürmek iyi tutulmaz. 

Geyik öldürenin başına felaket geleceğine inanılır.

Köpeğin uluması iyi sayılmaz.

Köpeğin bir evin yakınında uluması, kapı önünde uluması ölümün ön belirtisi olarak kabul edilir.

Bir evin yakınında baykuş öterse, o evden kısa zamanda bir kişinin öleceğine inanılır. 

Kuluçkaya yatırılan tavukların altına konulan yumurtaların sayısının tek olması gerekir. Eğer çift olursa civciv çıkmayacağına inanılır. 

Yeni gelinin ilk çocuğunun erkek olması için, kucağına oğlan çocuğu verilir.

Aşeren kadın ciğer yedikten sonra elini vücudunun herhangi bir yerine sürerse çocuğun vücudunun aynı yerinde leke / ben olacağına inanılır.

 
Hamile kadının kör, topal ve huyu sevilmeyen kimseleri görmesi istenmez. 

Gebe kadın bu gibi kişilere bakarsa çocuğunun onlara benzeyeceğine inanılır.

Hamile kadın yılan görürse doğacak çocuğunun geç yürüyeceğine inanılır. Bu durumu engellemek için yılan gören gebe kadının gömleğinin yakası yırtılır.  

Hamile kadının saçı kesilmez, aksi halde çocuğunun ömrünün kısalacağına inanılır. 

Hamile kadın canı çektiği meyveleri yiyemezse, doğacak çocukta benler çıkar.

Hamileyken çok süt içen kadının çocuğunun güzel doğacağına inanılır.

Gebeyken çok zeytin yiyen kadının çocuğu siyah gözlü olur.

Hamile kadınların el değirmenini kullanması istenmez.

Gebeyken el değirmenini çeviren kadının çocuğunun şaşı olacağına inanılır.

Hamile kadının kocası hayvan keserse, doğan çocuğun boğazının hırıldayacağına ya da nefes darlığı hastalığına tutulacağına inanılır.

Bebek doğduktan sonra eve ilk kim gelirse, çocuğun huyunun ona benzeyeceğine inanılır.

Yeni doğan bebeğin göbeği paranın üzerinde kesilirse, büyüyünce zengin olacağına inanılır.

Lohusa kadına 15 gün çiçek koklatmazlar. Özellikle lahana çiçeğini lohusadan uzak tutarlar. Aksi halde lohusa kadının bir daha hamile kalamayacağına inanılır.

Evden dışarıya çıkarılacak ya da gezmeye götürülecek bebeklerin nazarlanmaması için burnuna ve yanaklarına kömür karası çalınır.

Alnındaki saçı ters büyüyen kişilerin aksi olacağına inanılır.

İpe ve süpürgeye oturanın kızının çok olacağına inanılır.

Başına sepet, tencere gibi kapları geçiren çocukların boylarının kısa olacağına inanılır.

Erkek çocuklar yaşları tek iken sünnet edilir, Yaşı çift iken sünnet edilenlerin erkek çocuğu olmayacağına inanılır.

Gökkuşağının altından geçen kişinin cinsiyetinin değişeceğine inanılır.

Derelerdeki su birikintilerine taş atılarak sular etrafa sıçratılırsa yağmur yağacağına inanılır.

Bebeğin tükürmesi yağmur yağacağına işaret sayılır.

Ay yeni iken toplanan elmaların çürüyeceğine inanılır.

Namaz kılan çocuğun yakınlarından birinin öleceğine inanılır.

Ramazan ve kurban bayramlarında salıncakta sallanılırsa günahların döküleceğine inanılır.

Kızların çıktığı şeftali ağacının kuruyacağına inanılır.

Ağaçtan aşağı işenirse, o ağacın kuruyacağına inanılır.

Ağaç ve benzeri gibi yüksek yerlerden düşen kişilerin düştükleri yer kazılır, kazılan yerden kömür çıkarsa, o kişinin iyileşeceğine inanılır.

Ocaktaki odun birden ses çıkararak yanarsa, o evde bulunanlardan birinin başka bir yerde aleyhinde konuşulduğuna inanılır.

Mezarı saymak, parmakla göstermek iyi sayılmaz.

Aniden yiten herhangi bir şeyi bulmak için bir çubuğa ip bağlanır ve “şeytanın kuyruğunu bağladım meydana çık” denirse yiten şeyin bulunacağına inanılır.

Yemeğe biber katar katmaz ateşteki odunlardan biri tutulursa, yemeğin biberli olacağına inanılır.

Rüyada görülen ölüye bir şey vermek uğurlu, ölüden bir şey almak uğursuz sayılır.

Doğa Üstü Varlıklarla İlgili İnanışlar

Orman içi ve kır ortamında karşılaşılan olağanüstü olaylar cinlerle ilişkilendirilerek anlatılır. Cin anlatıları daha çok değirmenlerle ilişkilidir. Eski zamanlardadeğirmenlerde mısır öğütmek için geç saatlere kadar değirmenler çalışırdı. Akarsuların yakınında inşa edilmiş olan değirmenlerin etrafında yerleşim yoktur. Karanlık çöktükten sonra bu ıssız yerlerde değirmene giden hemen herkesin cinlerle ilişkilendirilmiş bir hikâyesi vardır. Eynesil’de Gelevera deresini besleyen küçük akarsulardan birinin adı Cin Deresidir. Dereyle ilgili anlatılan cin efsanelerinin çok fazla olmasından dolayı dere bu adla anılmaktadır.

Adamın biri mısır öğütmek için değirmene gider. Değirmenin taşını döndürecek olan su oluğunun kapağını açar, değirmen taşı dönmeye başlar. Öğütülecek mısırın büyüklüğünü ayarlamaya çalıştığı sırada biri oluğun kapağını kapatır ve taş dönmeyi durdurur. Adam çıkıp bakar, etrafta kimse yok. Oluğu yeniden açar ve değirmene döner. Taşı ayarlarken su yine kesilir. Öfkeyle çıkar dışarıya. Yine kimseyi göremez. Birkaç defa bu olay tekrar edince suya müdahale edenin insan değil cin olduğunu anlar ve değirmeni terk edip evine döner (Bilir, 2007: 284).

Lohusa kadınlara ve yeni doğmuş bebeklere kötülük eden, ölümlerine yol açabilen alkarası inancı Giresun yöresinde vardır. Lohusa kadınlar ve bebekleri alkarasına karşı başta muska olmak üzere çeşitli tedbirlerle korunurlar.

Alkarasından başka bir de Cadı / Cazi inancı vardır. Cadı, yeni doğmuş bebeklerin ciğerlerini yiyerek ölümlerine sebep olan bir varlıktır. Örümcek, kedi-köpek gibi canlıların suretine bürünebilen cadıların Kırım’dan geldiklerine inanılır.

Ziyaret Yerleri

Giresun’da ve ilçelerinde mukaddes kabul edilen türbeler, mezarlar, dağ ve tepeler vardır. Bu yerler hastalıklara şifa, dilek ve adak gibi çeşitli gerekçelerle halk tarafından ziyaret edilmektedir. İl ve ilçe merkezinde yer alan ziyaret yerleri daha fazla bilinmekte ve uzak yerlerden dahi ziyaret edilmektedir. İlin iç kesimlerinde, yüksek rakımlı köy yerleşimlerinde de evliya olarak adlandırılan ziyaret yerleri vardır. Bilinirliği şehir merkezlerindeki evliyalar kadar yaygın olmayan bu gibi ziyaret yerleri, köy yerleşimcilerinin manevi ihtiyacını karşılamaktadır.

Ziyaret yerlerinin kutsiyeti vardır. Bu bir mezar ise orada bulunan insanlar gürültü yapmaz, aracıyla mezarın yakınından geçerken araçtaki müziğin sesini kapatır, mezarda bulunan çiçek ve ağaç gibi bitkilere zarar vermez vs. İnsanları bu konuda uyarmak için ziyaret yerlerine saygısızlık yapanların başlarından geçen kötü olaylardan söz eden olaylar anlatılır: Çanakçı ilçesinde Akköy’de bulunan Büyük Evliya namıyla anılan mezarlıktaki ağacın meyvelerini toplayanların ceza olarak ağızlarının eğrildiği anlatılır (Kutlu, 2011: 302).

Bektaş yaylasının merkezinin biraz aşağısında kalan küçük bir mahal, halk arasında Ahmetalan Mevkii olarak bilinmektedir. Bu mahâlde iki ermiş zatın mezarları olduğuna inanılmaktadır. Ermiş ya da şehit mezarları olduğu düşünülen bu mevkii halk tarafından sürekli ziyaret edilen bir adak yeridir. Burayı ziyaret edenler dileklerinin gerçekleşmesi için burada bir gece kalmak, ziyaret yerinde uyumak zorundadırlar, aksi halde dilekleri gerçekleşmez.

Giresun Adası ve Hamza Taşı

Adak için ziyaret edilen Hamza Taşı, muhtemel bir heykelin kalıntısıdır. Hamza Taşını daha çok çocuk sahibi olmak isteyenler ziyaret etmektedir. Latince’de “Humuza” doğum demektir. Bu sözcük zamanla Humuza (Humza) Hamza şeklini almıştır (Kara, 1999: 173-174). Ziyaretçiler taşın etrafında dönüp, çeşitli dualar okuyarak dilek dilerler.

Görele’de Haç Dağının (Haş dağı da denir) güneyinde “evliya” adıyla anılan yerde şehitlerin yattığına inanılır. Dağın zirvesine yakın yerde derin bir mağara vardır. Mağaranın adı; içine atılan taşların çıkardığı sesi taklitle “Dongirik”tir. Mağaranın yanında içi oyuk bir taş vardır. Oyukta biriken suyun şifalı olduğu rivayet edilir. Özellikle siğil tedavisi için bu sudan faydalananlar vardır. Suya bu nedenle “siyil suyu” da denir.

Espiye, Güce ve Alucra ilçelerinin kesiştiği yerde bulunan Akıl Baba Tepesi, Giresun’un en yüksek tepelerinden biridir. Akıl baba veya Halbaba, çevre halkının çok değer verip kutsal saydıkları bir ziyaretgâhtır. Bu ziyaretgâha dertliler derman bulmak için, hastalar şifa bulmak için giderler.

Çimen Dede

Tirebolu ilçesinin Karaahmetli köyü mezarlığında metfun olan Hac İbrahim Efendi, yörede Çimen Dede olarak anılır. Mezarı daha çok Hıdırellez’de ziyaret edilir. Ziyaretçiler, Hıdırellez günü Çimen Dede’nin mezarından bir gül yaprağı koparıp üzerine diledikleri şeyin adını yazıp, tekrar mezara bırakırlarsa, dileklerinin gerçekleşeceğine inanırlar.

Hacı Abdullah Halife Tekkesi / Sarı Halife Tekkesi

Gülbahar Hatun Tekkesi adıyla da anılan ziyaretgâh, Yağlıdere ilçesinde Tekkeköy ile Tuğlacık köyleri arasında bulunmaktadır. Türbenin 16. yüzyıl ortalarında inşa edildiği sanılmaktadır. Türbe çeşitli hastalıklara çare olsun diye ziyaret edilmektedir. Henüz evlenmemiş yaşı geçkin kadınlar türbe ziyaretlerinde yanlarında getirdikleri kapalı haldeki asma kilidi, dua edip açarlar ve bu yolla kısmetlerinin açılacağını umarlar. Dergâhta bulunan ocaktan alınan kül, suya katılarak hastaya içirilir ve bu yolla şifa umulur.

Yörede Hacı Abdullah Halife’yle ilgili çok sayıda menkıbe anlatılmaktadır. Hacı Abdullah Halife camiye gidip vakit namazını kıldırmak ister. İmam izin vermeyince sinirlenip dışarıya çıkar. Yağlıdere ırmağının ortasına asasını vurur. Irmağın ortasında batmadan, ıslanmadan namazını kılar. Bunu duyan halk duasını almak için Hacı Abdullah Halife’nin peşine düşer.

Başka bir mankıbe Hacı Abdullah Halife’nin değirmeniyle ilgilidir. Hacı Abdullah Halife su kaynağı olmayan bir yerde değirmen yapar. Değirmenin su oluğuna asasıyla üç defa vurur, üçüncü vuruşundan sonra topraktan su fışkırır. Değirmenin suyunun Bağdat’tan geldiğine inanılır. Tadı da zemzem suyuna benzetilir. Değirmenin suyu, dualar okunarak içilir ve bu suretle hastalıklara şifa verdiği kabul edilir.

Hacı Mustafa Türbesi

Dereli ilçesinin Kızıltaş köyünde bulunan türbe ülkemizin her tarafından ziyaretçilerin gittiği bir adak merkezidir. Hastalar, hasta yakınları, çocuğu olmayanlar ve kısmetinin açılmasını umud edenler türbeyi ziyaret etmektedirler.

Hasan Şeyh Türbesi

Şebinkarahisar ilçesine yaklaşık 20 km uzaklıktadır. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde Hoca Ahmet Yesevi tarafından gönderilen Horosan erenlerinden olduğu, altı kardeşi ile birlikte 700 yıl önce Şebinkarahisar’a geldiği rivayet edilmektedir. Hasan Şeyh vefatından önce bugün türbesinin bulunduğu yerin yakınına bir cami bir de çeşme yaptırmıştır.

Türbeyi ziyaret edenlerin her türlü derdine şifa bulacağına inanılmaktadır. İnanca göre türbeye yapılan ziyaretler üç hafta üst üste tekrarlanırsa ziyaretçinin dileği yerine gelecektir. Türbe yakınındaki çeşmenin suyunun özellikle cilt hastalıklarına iyi geldiğine inanılmaktadır.

İsmail Hakkı Çağırgan Baba Türbesi

Alucra’da Fevziçakmak (Zıhar) köyünde İsmail Hakkı Çağırgan Baba türbesinde metfun olduğuna inanılan Çağırgan Baba’nın aslanlarla çift yaptığı, geyiklerle harman savurduğuna dair anlatılar vardır.

Pir Aziz Türbesi

Piraziz ilçesine adını veren şeyhin türbesi Nefsi Piraziz köyündedir. Pir Aziz’in kerametleriyle ilgili anlatılar vardır. Pir Aziz türbesine yirmi-otuz basamaklı bir merdivenden çıkılır. Dert sahipleri bu merdiveni besmele çekip sağ ayakla çıkmaya başlar, inerken de sol basamaktan sol ayakla iner (Şahin, 2013: 36).

Seyyid Mahmud Çağırgan Veli Türbesi

Türbe Alucra’nın Boyluca köyündedir. Menkıbeye göre Fatih Sultan Mehmet sefere giderken köyden geçer. Sultan’ı karşılayan evliya, orduya yemek vermek ister. Sultan, karşısındaki ihtiyara azığının orduya yetmeyeceğini söyler. Bunun üzerine evliya, elindeki peksimetleri orduya dağıtmasını söyler. Peksimetler bütün orduya yeter hatta artar. İhtiyar adamın kerametini gören Sultan, bu bögeyi ihtiyar adama vakfeder. Bu yer günümüzde “Peksimet Tepesi” adıyla anılmaktadır.

Seyyit Vakkas Türbesi

Fatih Sultan Mehmet zamanında büyük yararlılıklar gösteren ve bir çatışma sırasında şehit düşen uç beyi Seyyit Vakkas’a ait olduğu kabul edilen Seyyit Vakkas Türbesi, il merkezinde Kapukahve mahallesindedir.

İnanışa göre Seyyit Vakkas, kesik başıyla bir süre savaşmış, türbesinin olduğu yere gelince düşmüştür.

Şeyh Aziz Hüseyin Baba Türbesi

Şeyh Aziz Hüseyin Baba 1842’de Keşap’ın doğusunda Çingiren köyünde doğmuştur. Tahsilini tamamladıktan sonra köyüne dönüp irşada burada devam etmiştir. Halveti tarikatına mensup olan Şeyh, doğduğu köyde vefat etmiş, vefatından sonra kabri türbeye dönüştürülmüştür. Türbeyi ziyaret edip hastalıklarına şifa bulan çoktur. Türbenin sara, uykusuzluk, migren, çeşitli eklem ağrıları ve cilt hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Türbede metfun şeyhin kerametleri halen anlatılmaktadır. 1. Dünya Savaşında Rus işgalinin bölgeyi tehdit ettiği dönemde, yurtlarını terk etmeyi düşünen fakat karar veremeyen köylüler şeyhe danışmaya karar verirler. Şeyh, kapısına gelenler henüz söze başlamadan gidip bahçeleriyle ilgilenmelerini tembihler. Köylüler bölgeyi terk etmez. Harşit çayı önlerine kadar gelmiş olan Ruslar ise kısa süre sonra bölgeden çekilmeye başlar.

Şeyh İdris Türbesi

Piraziz ilçesinde Gökçeli köyündedir. Şeyh İdris’in, yöre halkı tarafından Horasan’dan geldiği rivayet edilir. Ziyaretçilerin türbeye geldiklerinde ilk icra edilen ritüel, türbenin etrafını üç defa dolaşmaları ve her dolaşmada türbenin kapısında üç İhlâs ve bir Fatiha suresi okumalarıdır (Şahin, 2013: 35). Şeyh İdris’in ölmeden önce Pir Aziz’e “Benim kabrimi ziyaret edip de senin kabrini ziyaret etmeyen şifa bulmasın” dediği söylenir. Bu nedenle adak için gelenler her iki türbeyi de ziyaret ederler. Bu nedenle Şeyh İdris’in türbesinden sonra Pir Aziz’in türbesi ziyaret edilir.

Şeyh İdris’in tekkesine halk arasında Boynuzlu Tekke de denir. Tekke inşaatı için hazırlıklar yapıldığı dönemde hava karardıktan sonra inşaat malzemeleri 100 metre mesafedeki başka bir yere taşınır. Köylüler malzemeleri şantiye alanına geri taşıdıktan sonra yine bir gece malzemeler aynı yere taşınır. Köylüler bu defa gece nöber tutarlar. Geyik sürüsünün boynuzlarıyla inşaat malzemelerini taşıdığını görürler. Görüldüklerini fark eden geyikler ortadan kaybolur, onlardan geriye boynuzları kalır. Tekke bu nedenle bu adla da anılmaktadır (Kara Düzgün, 2009: 139).

Şeyh Kerameddin Türbesi

Merkez ilçeye bağlı Boztekke köyünde bulunan Şeyh Kerameddin türbesi, İstanbul’un fethine katılmış bir evliyaya aittir. Adağı olan insanlar türbeyi genelikle cumartesi günleri ziyaret ederler. Adağın gerçekleşmesi için art arda üç cumartesi türbeyi ziyarete devam ederler.

Çocuğu olmayanlar türbenin bahçesinden bir avuç toprak alırlar. Avcundaki toprağın içinde canlı varlık olup olmadığına bakıp buna göre çocuk sahibi olup olamayacağına inanırlar. Bir hastalığın iyileşmesini dileyenler ise, türbeye bir giyim eşyası bırakırlar. Böylece hastalığı orada bırakıp, kurtulduklarına inanırlar.

Şeyh Süleyman Türbesi

Şebinkarahisar’daki Şeyh Süleyman türbesini ziyaret edenler türbe içinde uyuyarak Şehyin rüyalarına girip ne şekilde tedavi olacaklarını söylediğine inanırlar.

Yakup Halife Türbesi

Türbe Dereli ilçesi yolu üzerindeki Tekke köyündedir. Rivayetlere gör Yakup Halife buraya Yavuz Sultan Selim zamanında gelmiştir. Bölgede İslam inancının yaymak için çalışmış olan Yakup Halifenin zamanında türbenin olduğu yerde yemek kazanları varmış. İhtiyacı olan herkesin gelip yemek aldığı bu kazanlardaki yemekler asla bitmezmiş. Türbeyi ziyaret edenler arasında hastalık ve dertleri için deva arayanlar da bulunmaktadır. Şeyh Yakup Halife’nin türbesi kadar Türbenin 200 metre aşağısında bulunan değirmeninin de adak yeri olarak önemli işlevleri vardır. Şeyh bu değirmende hiç tahıl koymadan un öğütür. Köy halkına değirmenin teknesine bakmamalarını tembih eder. Meraklı bir köylü tekneye bakar; teknede sarı bir yılan görür. Yakup Halife’nin öğüttüğü tahıl yılanın ağzından akmaktadır. Yılan görüldüğü için tılsım bozulur ve yılan oradan kaybolur.

Pamuk Dede

Görele’de Beyli mahallesi caminin kabristanında Pamuk Dede ismiyle anılan bir yatır vardır. Pamuk Dedeyle ilgili anlatılar Rusların bölgeyi işgal ettiği dönemle ilişkilidir. Yakın çevreden insanlar burayı adak amacıyla ziyaret etmektedirler.